Günümüzdeki din problemleri ve çözümleri hakkında, Bediüzzaman Hazretlerinin düşüncesi nedir?

Problemleri ve çözümlerini kısa maddeler halinde şu şekilde ifade edebiliriz:

İman Problemi: Materyalist ve dinsiz felsefenin imanları ya yok etmesi ya da yıpratması.

Çözüm: Risale-i Nur'un tahkiki iman dersleri ile imanın yeniden kazandırılması ve kuvvetlendirilmesi.

İktisadi Problem: Müslümanların Batı karşısında maddeten geri kalması, sefaleti ve fakirliği.

Çözüm:

"Maîşet için tarik-ı tabiî ve meşru ve zîhayat, san’attır, ziraattir, ticarettir. Gayr-ı tabiî ise, memuriyet ve her nev’iyle imarettir. Bence imâreti, ne nâm ile olursa olsun, medâr-ı maişet edenler bir nev’i cerrar ve aceze ve seeledir—fakat hilebaz kısmında... Bence memuriyete veya imarete giren, yalnız hamiyet ve hizmet için girmelidir. Yoksa, yalnız maişet ve menfaat için girse, bir nev’i çingenelik eder."(HAŞİYE)

"İşte, memuriyet filcümle ve askerlik bilcümle bizde olduğu için, servetimizi israf eline verip neslimizi etrafa saçıp zâyi ettik..."

"HAŞİYE: Ey memurlar, Eski Said’in kırk beş sene evvel söylediği bu sözünden gücenmeyiniz."(1) 

Doğal zengin olma yolları olan sanayi, ticaret ve ziraate yönelip diğer boş beleş işleri bırakmaktır. Osmanlının askerî ve sivil, "imâret"i, yani amirliği Müslümanlara tahsis etmesinin bir sonucu olarak gayri müslimler tabii zengin olma yolları olan sanat ve ticarete yönelmişler ve yüklü bir servet edinmişlerdir.

Osmanlıda Müslüman tebaa ise, tamamen memurluk ve amirliğe gözünü diktiği için, sanat ve ticarette giderek gerilemiştir. Yani özet olarak "imaret" tabiri amirlik ve üst düzey yöneticilik anlamına geliyor. Hatta atasözlerimizde bile "Benim çocuğum büyüyünce bey, paşa olacak." tabiri bu sosyal realiteye işaret eder niteliktedir.

Yönetim Problemi: İslam ülkelerinin tamamına yakınının baskıcı, otoriter ve tek adam ya da tek aile tarafından idare edilmesi ve kaynakların bir elden kontrol edilip kendi yandaş ve akrabalarına peşkeş çekilmesi.

Çözüm:

"İstibdat denilen dîv-i derrendenin pençe-i gaddarında hanım-ı hatime-i edyan, sükut ile ibka edilmiş idi."(2)

İstibdat, yani otoriter ve baskıcı rejimler, şeytanın gaddar bir pençesine benzetiliyor. Son din olan İslam, özü itibarı ile bu tarz bir yönetim anlayışını benimsemiyor, onaylamıyor. Nitekim dört halife döneminde de bu baskıcı ve keyfi anlayış fiilen bitirilmişti. Lakin dört halifeden sonra zamanın ruhunun da yardımı ile maalesef istibdat yeniden dirildi ve bu medeniyet asrına kadar hüküm sürdü.

"Şimdi elbette, taht-ı medeniyette oturan ve efkâr-ı umumî denilen Süleyman-ı meşrutiyetin engüşt-i mübarekine, her hasiyet-i teshire malik nigin-i şeriat-ı garra lâyık görülecek. Evet bunu layık görünüz, fiilen de tebrik ve inkıyad ediniz. Bırakmayınız, meşrutiyetin yed-i adilânesine yakışan o seyfullah-ı beyzaya istibdadın pis pençesi ilişsin ve ağrazına vesile ederek o mübareki lekedar etmesin."(3)

Üstad Hazretleri burada cumhuriyet ve meşrutiyetin İslam ile çelişmediğine işaret ediyor. Şeriat, insanları diğer insanların keyfi tahakküm ve baskısından kurtarıp, sadece Allah’a kul yapan ilahi bir rejimdir. Şeriatın özü istibdat rejimleri ile bağdaşmaz.

İstibdat temessül etse, somut bir obje haline gelse div-i derende, yani yırtıcı bir dev olurdu. Meşrutiyet ve cumhuriyet temessül etse, somutlaşsa, Hazreti Süleyman’ın meşru ve hakkaniyetli şeriatına dönüşürdü. Hazreti Süleyman’ın şeriatını tesirli ve adil kılan ana husus, onun Rabbani ve ilahi bir rejim olmasındandır.

Medeniyetin tahtında, insanlığın genel hissiyat ve fikriyatında Hazreti Süleyman’a ve onun devletine nispet edilen meşrutiyet ve cumhuriyetin oturması layık iken, maalesef ifrite teşbih edilen istibdat ve tahakküm hakim olup oturmuş. Günümüzdeki bütün cunta ve diktatörlükler, bu tespite kuvvetli birer delildir.

Eğitim Problemi: Din ve fen ilimlerinin bir birine düşman ve alternatif gösterilmesi ve bu hususta ifrat ve tefrite gidilmesi.

Çözüm: Üstad Hazretleri eğitim ile ilgili en büyük projesini şu cümleler ile özetliyor:

"Vicdanın ziyası, ulûm-u dîniyedir. Aklın nuru, fünun-u medeniyedir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecellî eder. O iki cenah ile talebenin himmeti pervaz eder. İftirak ettikleri vakit, birincisinde taassup, ikincisinde hile, şüphe tevellüd eder."(4)

Osmanlının son dönemlerinde, medreselerde sadece dini ilimler okutulup fen ilimlerine yeterince ihtimam gösterilmediği için, İslam alemi Batı medeniyeti karşısında zayıf ve fakir kalmıştır. Teknolojik olarak onlarla rekabet edemeyecek bir zaafa düşülmüş ve en nihayetinde iş parçalanmaya kadar gitmiştir.

Yeni kurulan cumhuriyet rejimi de başka bir yanlışa düşerek, tevhid-i tedrisat kanunu ile eğitim kurumlarında sadece fen ilimlerini okutup din ilimlerini tecrit etmiştir. Bundan da hile, inkar, sefahat, ahlaksızlık gibi birçok manevi hastalıklar türemiş ve insan-ı kamil modeline ulaşılamamıştır.

Osmanlının son zamanlarında eğitimde fen ilimlerini ihmal etmesi nasıl bir yanlış ve tefrit ise, yeni rejimin din ilimlerini dışlayıp sadece fen ilimlerine yönelmesi de aynı şekilde yanlış ve ifrat bir tutumdur.

Çözüm, din ilimleri ile fen ilimlerinin beraber okutulduğu bir eğitim sistemidir.

Dipnotlar:

(1) bk. Münâzarat.
(2) bk. Âsâr-ı Bediyye.
(3) bk. age.
(4) bk. Münâzarat.

Makale Yazarı: 
Sorularlarisale.com