"Üstad'ın en sevdiği Risale hangisidir?" diye sordular. Ben de, "Haşir Risalesidir. Çünkü Üstad çok fazla okurmuş." dedim. Cevabın yanlış olduğunu söylediler, sizin bu konudaki düşünceleriniz nasıldır?

Şayet Üstad'ın ifadelerinde bu soruya cevap varsa, o zaman cevabı tektir ve Üstadımızın belirttiği risaledir. Bu durumda artık yorum yapılmaz. Şayet Üstadımızın açıkça belirttiği ve "Benim en çok sevdiğim risale budur." dediği bir risale ismi yoksa, o zaman her Nur talebesi Üstadımızın en çok sevdiği risale hakkında yorum yapmaya hakkı olur. Bu yaptığı yoruma da diğerlerinin itiraz etme hakları olmaz.

Çünkü herbir Risalenin kendi makamında diğerlerine göre üstünlüğü olabilir. Mesela,  bir ağabeyimizin haşre verdiği önem daha fazla olabilir. Bu kişi için en önemli risale, Onuncu  ve Yirmi Dokuzuncu Sözlerdir. Başka birisi için tevhid dersleri daha ağır basabilir; bu kişi için en önemli risale Yedinci Şua olan Ayetü'l-Kübra'dır.

Üstadımız  bu konuda şunları söylemektedir:

"İrsâlâtınız ve bilhassa Onuncu Söz buraya o derece fâide verdi ki, herbir sahifesine mukabil, elimden gelseydi, büyük bir hediye verirdim. Çoktan beri göremediğim için, ben hangisini okursam 'En birinci budur.' derdim. Ötekine bakardım, 'Bu birincidir.' Daha öbürüsüne baktıkça hayret ederek kat’î kanaatim geldi ki, Risaletü’n-Nur’un kitapları birbirine tercih edilmez. Herbirinin kendi makamında riyaseti var. Ve bu zamanı tenvir eden bir mu’cize-i mâneviye-i Kur’âniyedir."(1)

Fakat madem bu soru soruldu; öyleyse Üstadımızın ifadelerinden cevap vermek lazım geliyor. Şöyle ki; Risale-i Nurlarda Üstadımızın en fazla nazara verdiği risalenin Ayetü'l-Kübra olduğundan, en ehemmiyet verdiği risalenin de Yedinci Şua olduğu kanaatindeyiz. Çünkü Üstadımız bu risaleye çok ehemmiyet vermiş ve daima nazara vermiştir. Hatta Hz. İmam-ı Ali (r.a)  ehemmiyetine binaen bu risalenin ismiyle de hitab etmiştir.

"Üçüncü nokta: Aziz kardeşlerim, çok defa kalbime geliyordu. 'Neden İmam-ı Ali (r.a.) Risale-i Nur’a ve bilhassa Âyetü’l-Kübrâ risalesine ziyade ehemmiyet vermiş?' diye sırrını beklerdim. Lillâhilhamd, ihtar edildi. İnkişaf eden o sırra şimdilik yalnız kısa bir işaret ediyorum. Şöyle ki:"

"Risale-i Nur’un mümtaz bir hâsiyeti, imanın en son ve en küllî istinad noktasını kuvvetli ve kat’î beyan olduğundan, bu hâsiyet Âyetü’l-Kübrâ risalesinde fevkalâde parlak görünüyor. Ve bu acip asırda, mübareze-i küfür ve iman en son nokta-i istinada sirayet ederek ona dayandırıyor. Mesela, nasıl ki gayet büyük bir meydan muharebesinde ve iki tarafın bütün kuvvetleri toplandığı bir sahrada iki tabur çarpışıyorlar. Düşman tarafı, en büyük ordusunun cihazat-ı muharribesini kendi taburunun imdat ve kuvve-i mâneviyesini fevkalâde takviye için her vasıtayı istimal ederek ehl-i iman taburunun kuvve-i mâneviyesini bozmak ve efradının tesanüdünü kırmak için her vesileyi kullanır."

"Ehemmiyetli bir istinadgâhını kendine temayül ettirerek ihtiyat kuvvetini dağıtır. Müslüman taburunun herbir neferine karşı, cemiyet ve komitecilik ruhuyla mütesanid bir cemaat gönderir. Bütün bütün kuvve-i mâneviyesini mahvetmeye çalıştığı bir hengâmda, Hızır gibi biri çıkar, o tabura der: 'Meyus olma! Senin öyle sarsılmaz bir nokta i istinadın ve öyle mağlûp edilmez muhteşem orduların ve tükenmez ihtiyat kuvvetlerin var ki, dünya toplansa karşısına çıkamaz. Senin şimdilik mağlûbiyetinin bir sebebi, bir cemaate ve bir şahs-ı mâneviyeye karşı bir neferi göndermenizdir. Çalış ki, herbir neferin, istinad noktaları olan dairelerinden mânen istifade ettiği kuvvetli kuvve-i mâneviyeyle bir şahs-ı mânevi ve bir cemiyet hükmüne geçsin” dedi ve tam kanaat verdi."

"Aynen öyle de, ehl-i imana hücum eden ehl-i dalâlet, bu asır cemaat zamanı olduğu cihetiyle, cemiyet ve komitecilik mayasıyla bir şahs-ı mânevî ve bir ruh u habîs olmuş, Müslüman âlemindeki vicdan-ı umumî ve kalb-i küllîyi bozuyor. Ve avâmın taklidî olan itikadlarını himaye eden İslâmî perde-i ulviyeyi yırtıyor ve hayat-ı imaniyeyi yaşatan, an’aneyle gelen hissiyat-ı mütevâriseyi yandırıyor. Herbir Müslüman tek başıyla bu dehşetli yangından kurtulmaya meyusâne çabalarken, Risale-i Nur Hızır gibi imdada yetişti."

"Temsildeki sair noktaları tatbik ediniz, tâ o sırrın bir hülâsası görünsün. Kâinatı ihata eden son ordusunu gösterip ve ondan mukavemetsûz maddî, mânevî imdat getirmek hizmetinde harika bir emirber nefer olarak Âyetü’l-Kübrâ risalesini İmam-ı Ali (r.a.) keşfen görmüş, ehemmiyetle göstermiş."
(2)

Dipnotlar:

(1) bk. Kastamonu Lahikası, (4. Mektup) 

(2) bk. a.g.e., (34. Mektup)

Makale Yazarı: 
Sorularlarisale.com