İddiacıya güler misin, ağlar mısın! Buyrun...

“Nur Risaleleri materyalist akımların kuvvetlendiği, halkın dini inanç ve duyguları ile kavgalı, dayatmacı bir yönetim döneminin ürünüdür. Bu dönemin, Said Nursi’nin,
birçok kişinin gözünde bir kahramana, mücahide dönüşmesinde payı büyüktür.”

Bu hamakat dolu mantıkla bakılırsa, bu müddei gibi başka bir cahil kalkıp da, “Hz. Muhammed (asm) ve Kur’an, her tarafı zulüm, istibdat ve cahillikle kaplanmış ve CAHİLİYYE devri olarak şöhret bulmuş bir devrin ürünüdür.” dese, acaba bu saçmalığın bütün vebali bu adama ait olmaz mı?

Kur’an’ın penceresinden meseleye baktığımızda şunu görüyoruz;  bütün peygamberler  insanların doğru yoldan saptıkları zaman süreçlerinde gönderilmişlerdir. Şimdi Allah’ın insanlara olan sonsuz merhametinin bir yansıması olan peygamberleri, o günkü despot olan dönemlerin ürünü olduğunu söyleyen kimsenin ortaya koyduğu mantık hatasını rahatlıkla görebilirsiniz. Peygamberler yanında, onların izini hakkıyla takip eden, veraset-i nübüvvetle serfiraz olan müceddidler, hakiki mürşitler de insanların en çok muhtaç olduğu zamanlarda görevlendirilir. Nitekim, Hz. Peygamber (asm) bu konuda özetle şu gerçeği vurgulamış ve daha sonra gelen insanlara müjde vermiştir:

“Allah, bu ümmet için her yüz yıl başında dinlerini yeniden sağlam rotasına oturtacak, o asrın idrakine hitap edecek bir müceddid gönderir.”(1)

İmam-ı Gazzali, İmam-ı Rabbani bu müceddidlerden oldukları gibi, Bediüzzaman da onlardan biridir. Bedüzzaman’ın hizmeti onun en büyük bir müceddid olduğunu göstermektedir. İslam tarihinde Bedüzzaman’ın bulunduğu devir kadar dinden uzak; dinsizliği, materyalist fen ve felsefenin gölgesinde, bilimsellik görüntüsü altında insanlara zorla telkin eden başka bir asır düşünülemez. Böyle zalim ve despot olduğu kadar iki yüzlü, münafıkların da cirit attığı bir devirde gelmiş ve küfrün bel kemiğini kırmış olan Bediüzzaman’ın büyüklüğü bu hizmetiyle açıkça görülmektedir.

(1) bk. el-Hakim, el-Müstedrek, IV / 522; el-Münâvî, Feyzü’l-Kadîr, II/281, hadis no: 1845.