Yarım ümmiyim diyerek, peygamberlik iddia ediyor!

"Said Nursi sadece kitabının yazdırıldığı iddiasında değildir. Onun çok daha büyük bir iddiası vardır. 'Ben de yarım ümmiyim.' diyor. Dolayısı ile peygamberlik iddia ediyor."

Bu iftirayı yapan kişinin, küfre girmeyi göze alacak kadar ileri gittiğini görmek isteyen, bu sözlerini tekrar tekrar okusun:

 “Said Nursi sadece kitabının yazdırıldığı iddiasında değildir. Onun çok daha büyük bir iddiası vardır. O da Allah’ın elçisi olduğudur.”

Allah aşkına, yarım veya tam ümmi olan bir kimsenin bu halini beyan etmesi, “Ben yarım ümmiyim.” veya “Ben ümmiyim.” demesi ile  peygamberlik iddiası arasında ne münasebet var?!. “Benim adım Muhammed.” diyen birisini peygamberlikle itham etmek aklıselimle ne kadar bağdaşır!..

Şimdi Bediüzzaman Hazretlerinin orijinal ifadelerinden, “yarım ümmiliğini” neden söz konusu ettiğini bir de sizler dinleyin ve bu iddiayı değerlendirin:
 

“Hizmet-i Kur'aniyeye ait inayat-ı Rabbaniyenin ikincisi şudur ki:

 

“Cenab-ı Hak, benim gibi kalemsiz, yarım ümmi, diyar-ı gurbette, kimsesiz, ihtilattan men'edilmiş bir tarzda; kuvvetli, ciddî, samimî, gayyur, fedakâr ve kalemleri birer elmas kılınç olan kardeşleri bana muavin ihsan etti. Zaîf ve âciz omuzuma çok ağır gelen vazife-i Kur'aniyeyi, o kuvvetli omuzlara bindirdi.”(1).

Öyle görünüyor ki, bu iftiracı, Turan Dursun’un Hz. Peygamber (asv)’e  attığı iftiralarda kullandığı küfür metodunun aynısını Bediüzzaman Hazretleri hakkında kullanıyor.

Biz kendisini tekfir etmiyoruz. Biz Allah’tan korkuyoruz. Çünkü, Üstadımız bize şu dersi vermiştir:
 

“Said’i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hatta sarih küfrü bir adamdan görse de, yine te’vile çalışır. Onu tekfir etmez.”(2).

Ancak bu zavallı adamı uyarmak da bizim boynumuzun borcu... İşte biz de hadislerle uyarıyoruz:

Hadis-i şerifte Peygamberimiz (asv) şöyle buyurdu:
 

“Müslüman bir kimse, Müslüman bir kimseyi tekfir ederse, (bakılır), eğer tekfir edilen kişi kâfir ise (mesele yok), eğer kâfir değilse, tekfir eden kâfir olur.”(3).
 

“Bir Müslümanı sövme / tahkir etmek fasıklıktır.”(4)
 

“Ben, benden sonra ümmetim için en korktuğum dili bilgili (cerbeze ile lafazanlığı yapan), ama kalbi cahil olan münafık kimselerdir.”(5).

Şimdi hayatı boyunca, dinsizlerle değil, dindarlarla mücadele etmeyi, İslâm ümmetinin her zaman baş tacı yaptığı evliyaları yalancılık ve hatta dinsizlikle suçlamayı bir görev sayan bir kimsenin, bu durumunu ne ile izah edebiliriz?  

Ehl-i tarik, ehl-i tasavvuf, ehl-i hakikat, ehl-i velayet,.. hulasa, ehl-i İslâm,  ehl-i Kur’an kim varsa, hepsini çürütmek için kitaplar yazan birinin halini ne ile izah edebiliriz? Dinsizler dururken, dindarlara karşı savaş açmasını başka ne ile izah edebiliriz?

Bediüzzaman kerametkarane bu müfterileri ve onların arkasındaki mihrakları çok önceleri şöyle deşifre etmiştir:

“İşte şimdi gizli münafıklar, Vehhabîlik damarıyla en ziyade İslâmiyet'i ve hakikat-ı Kur'aniyeyi muhafazaya memur ve mükellef olan bir kısım hocaları elde edip, ehl-i hakikatı Alevîlikle itham etmekle birbiri aleyhinde istimal ederek dehşetli bir darbeyi, İslâmiyet'e vurmağa çalışanlar meydanda geziyorlar..."


"Hattâ ... benim ve Risale-i Nur'un aleyhinde istimal edilen en tesirli vasıtayı, hocalardan bulmuşlar. Şimdi Haremeyn-i Şerifeyn'e hükmeden Vehhabîler ve meşhur, dehşetli dâhîlerden İbn-i Teymiye ve İbn-ül Kayyim-il Cevzî'nin pek acib ve cazibedar eserleri İstanbul'da çoktan beri hocaların eline geçmesiyle, hususan evliyalar aleyhinde ve bir derece bid'alara müsaadekâr meşreblerini kendilerine perde yapmak isteyen, bid'alara bulaşmış bir kısım hocalar, sizin muhabbet-i Âl-i Beyt'ten gelen ve şimdi izharı lâzım olmayan içtihadınızı vesile ederek hem sana, hem Nur şakirdlerine darbe vurabilirler..."(6) 

Dipnotlar:

(1) bk. Mektubat, Yirmi Sekizinci Mektup, Yedinci Risale.

(2) bk. Şualar, On Dördüncü  Şua, Hata-Savap Cetvelinin Zeylidir.

(3) bk. Ebu Davud, Sünnet 15.

(4) bk. Buharî, İman 36.

(5) bk. Kenzu’l-Ummal, h. no: 28968-28970.

(6) bk. Tarihçe-i Hayat, Emirdağı Hayatı.